İhracat rekorlarının gölgesindeki dış ticaret tablosu

Paylaş

2026 yılının ilk dokuz ayını geride bıraktık. Artık Türk dış ticaretinin karnesini masa­ya koymanın zamanı geldi. İlk bakışta karne fena görünmüyor. Ocak-Eylül döneminde ih­racatımız yüzde 5,2 artarak 211 milyar dolara yaklaştı. İthalatımız ise yüzde 5,4 artışla yakla­şık 282 milyar dolar oldu. Dokuz ayda dış tica­ret hacmimiz 493 milyar dolara dayandı. Eylül ayı güçlü geldi. İhracat yüzde 15,4 artarak yak­laşık 26 milyar dolara ulaştı ve bugüne kadar­ki en yüksek eylül ayı ihracatı oldu. Üstelik son 12 aylık ihracatımız 283,7 milyar dolarla yeni bir seviyeye çıktı. Bunlar küçümsenecek ra­kamlar değil. Ancak dış ticaret karnesine yal­nızca ihracat rakamını yazarak not vermek de doğru değil. Çünkü aynı dokuz ayda yaklaşık 71 milyar dolarlık dış ticaret açığı verdik. Baş­ka bir ifadeyle 211 milyar dolarlık mal satar­ken yaklaşık 282 milyar dolarlık mal aldık. İş­te Türkiye›nin yıllardır değiştirmeye çalıştığı dış ticaret yapısının özeti biraz da bu iki rakam arasındaki 71 milyar dolarda saklı.

Son çeyreğe girerken iyi bir haber var

Bununla birlikte yıl içerisindeki eğilim umut verici. Dış ticaret açığımız ilk çeyrekte 28,5 milyar dolar iken ikinci çeyrekte 24,5 mil­yar dolara, üçüncü çeyrekte ise 17,5 milyar do­lara geriledi. Daha da önemlisi ihracatın itha­latı karşılama oranı ilk çeyrekte yüzde 69 iken ikinci çeyrekte yüzde 74,5’e, üçüncü çeyrekte yüzde 80,8’e yükseldi. Eylül ayında ise yüzde 83,2’yi gördük. Demek ki yılın başındaki tab­loyla sonundaki tablo aynı değil. Türkiye son aylarda ithalat artışının üzerinde bir ihracat performansı yakalamaya başladı. Ancak tam burada başka bir rakama bakmamız gerekiyor. Dokuz aylık ihracatımız değer olarak yüzde 5,2 arttı ama miktar olarak yüzde 2 geriledi. Bence 2026 dış ticaret karnesindeki en dikkat çekici satırlardan biri bu. Daha fazla dolar kazanıyo­ruz ama daha fazla mal satmıyoruz.

Elbette ihracat birim değerinin yükselmesi olumlu. Daha pahalı, daha katma değerli ürün satıyorsak bundan memnun olmamız gerekir. Fakat miktardaki gerileme üretim hacmi, ka­pasite kullanımı ve sanayimizin rekabet gücü açısından dikkatle izlenmeli. İhracatımızda artış olsa da sanayide PMI 47,9’a gerileyerek üretim koşullarındaki zayıflığın sürdüğünü gösterdi.

İhracat yapabilmek için hâlâ önemli ölçüde ithalat yapmak zorundayız

Türkiye’nin ithalatını değerlendirirken de sadece çok ithalat yapıyoruz demek yeterli de­ğil. Ağustos verilerine göre ithalatımızın yak­laşık yüzde 71’i ara mallarından oluşuyor. Ya­ni ithalatımızın önemli bölümü doğrudan tü­ketimden değil, sanayinin üretim yapabilmek için ihtiyaç duyduğu girdilerden kaynaklanı­yor. Bu gerçek bize Türkiye’nin temel dış tica­ret problemini bir kez daha gösteriyor: Ener­jiden hammaddeye, ara malından yüksek tek­nolojili ürünlere kadar üretimimizin dışa bağımlılığını azaltmadan ihracat rekorları tek başına yeterli olmayacak. Bir başka kritik alan teknoloji. Orta ve yüksek teknolojili ürünlerin toplam ihracat içindeki payının yüzde 43,7’ye yükselmesi sevindirici. Ancak TÜİK’in daha dar yüksek teknoloji sınıflamasında, ilk sekiz ay itibarıyla yüksek teknolojili ürünlerin ima­lat sanayi ihracatındaki payı yalnızca yüzde 3,7. Dolayısıyla önümüzde hâlâ gidilecek uzun bir yol var.

Karne iyi ama “pekiyi” değil

2026’nın ilk dokuz aylık dış ticaret karne­sine benim vereceğim not bu olurdu: İhra­cat performansı iyi, son çeyreğe doğru eğilim olumlu; ancak yapısal sorunlarımız devam ediyor. 211 milyar dolarlık ihracat elbette ba­şarı, ama 282 milyar dolarlık ithalatı da aynı fotoğrafın içine koymak zorundayız. Rekor ihracatı konuşurken miktar bazındaki gerile­meyi, sanayicinin rekabetçilik sorununu, it­hal girdiye bağımlılığımızı ve yüksek teknolo­jinin hâlâ sınırlı payını görmezden gelemeyiz. Türkiye’nin bundan sonraki hedefi yalnız­ca “daha fazla ihracat” olmamalı. Her zaman söylediğim gibi daha fazla yerli katma değer, daha yüksek teknoloji, daha düşük ithal gir­di bağımlılığı ve daha güçlü rekabetçiliği he­deflemek zorundayız. Çünkü gerçek başarı ihracat rekoru kırmak değil; ihracat arttıkça Türkiye’nin dış ticaret açığını kalıcı biçim­de küçültebilmektir. Önümüzdeki dönemde dış ticarette daha güçlü bir Türkiye arzulu­yorsak, sürdürülebilir dış ticaret fazlası veren bir Türkiye tablosunu yakalamamız şart. Tıp­kı başkanı olduğum Dışyönder’in mottosunda olduğu gibi. 2026’nın ilk dokuz ayının karnesi umut veriyor. Ama sınıfı geçmek başka, dış ti­carette sınıf atlamak başka.

Son Yazılar

Gümrük demek stratejik güvenlik merkezi demek

Uzun yıllar boyunca gümrükler, kamuoyunda daha çok vergi tahsil eden, ithalat ve ihracat işlemlerini denetleyen bürokratik yapılar olarak algılandı. Oysa son yıllarda yaşanan gelişmeler, gümrüklerin

Yapay zekâ asgari ücrete çalışır mı?

Bir tarafta maaş ödenmesi gereken bir ça­lışan, diğer tarafta maaş istemeyen, izin kullanmayan ve günün 24 saati hizmet vere­bilen bir yapay zekâ. Böyle bakınca, mesele